AnaSayfa                İçindekiler               Dergi
Dokuz Eylül Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi
Cilt 1, Sayı:3, 1999 s.48-68.

 

PLANLI DÖNEMDE SOSYAL GÜVENLİK ALANINDAKİ GELİŞMELER

Şebnem SEÇER
Dokuz Eylül Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü
Araştırma Görevlisi

ÖZET

Planlı bir kalkınma modelinin seçildiği ülkemizde toplumun bir alt sistemini oluşturan sosyal güvenlik sistemindeki gelişmeler toplumun kalkınması açısından önemlidir. Bu açıdan, makalede sosyal güvenlik konusu planlı dönemin başından bugüne kadar olan süreçte ele alınmıştır. Bu inceleme yapılırken ilk olarak kalkınma ve sosyal planlama kavramlarından hareket edilmiş ve sosyal güvenlik - sosyal planlama ilişkisi değerlendirilmiştir. Daha sonra ülkemizdeki beş yıllık kalkınma planları hem sosyal planlama yaklaşımları hem de sosyal güvenlik konusundaki düzenlemeleri açısından ele alınmıştır. Son olarak da, planlı dönemde öngörülen başlıca hedeflerin genel bir değerlendirmesi yapılmıştır.

GİRİŞ

Sosyal güvenlik, en büyük sistem olan toplumun bir alt sistemidir. Sistem olarak sosyal güvenlik, bir ülkede yaşayan bireyleri sosyal risklere karşı korumayı ve onları yaşadıkları toplum içinde başkalarına muhtaç etmeyecek bir hayat standardına ulaştırmayı amaçlamaktadır (Benzer görüş için bkz. Richardson s. 16). Bir diğer anlatımla, sosyal güvenlik sistemi sosyal sigorta, sosyal tazmin, sosyal yardım, sosyal hizmet ve sosyal teşvik şeklindeki yöntemler (Sözer, s.27) aracılığıyla bireyleri ve giderek tüm toplumu tehdit eden sosyal risklerin ortaya çıkaracağı sosyal sorunları çözümlemeye çalışmaktadır. Sosyal sorun, toplumu oluşturan sosyal sınıfların gerek birbirleriyle gerekse toplumla olan ilişkilerinde ortaya çıkan uyuşmazlık ve çatışma halleri olup, toplum düzenini tehlikeye düşürücü niteliktedir (Bottomore, s. 351). Örneğin, toplumun refah düzeyindeki yetersizlik ve gelir dağılımındaki dengesizlik birer sosyal sorundur. Bu anlamda sosyal güvenlik, muhtaçlık, yoksulluk ve işsizlik gibi sosyal sorunlara karşı önleyici ve telafi edici fonksiyonlar yerine getirmektedir.

Bu açıklamalar ışığında, sosyal güvenlik sosyal siyaset ilişkisinden söz edilebilir. Bilindiği üzere, en genel anlamıyla sosyal siyaset sosyal sorunları inceleyen ve bunları çözümlemeye çalışan bir bilimdir (Benzer bir görüş için bkz. Tuna/Yalçıntaş s. 28). Aynı şekilde, sosyal siyaset insan haysiyetine yaraşır bir hayat düzeyi sağlamak, sosyal güvenlik sistemi aracılığıyla bireyleri gelecek endişesinden kurtarmak, gelir dağılımında adaleti gerçekleştirmek için alınan önlemler bütünüdür.(Kocaoğlu s. 34). Sosyal siyasetin temel amaçlarından olan sosyal adaleti, sosyal denge ve barışı kurma ve sağlama ile bireylere güvence sağlama konularında sosyal güvenlik sisteminin önemli katkıları bulunmaktadır. Örneğin, sosyal sigorta ve sosyal yardım yöntemleri gelirin yeniden dağılımında etkili olmakta ve sosyal adaletin gerçekleşmesine yardım etmektedir.

Sosyal siyaset, sosyal sorunlara toplum hayatında ortaya çıkaracağı olumsuz etkileri ortadan kaldırmak, toplumu tüm yönleriyle refaha ulaştırmak ve bunu dengeli bir şekilde gerçekleştirmek hedeflerine toplumdaki tüm sorun alanlarına bir plan dahilinde yaklaşarak çözüm aramaktadır. Bu anlamda, sosyal sorunları çözerek kalkınmayı amaçlayan sosyal planlama sosyal siyasetin bir aracı niteliğindedir (Güven, s.7) ve sosyal planlama faaliyetleri sosyal siyasetle yakın ilişki içerisinde olan sosyal güvenliğin kapsamına giren konuları da ele almaktadır.

Makalede, ilk olarak sosyal güvenlik-sosyal planlama ilişkisi üzerinde durulacak, daha sonra ise kalkınma planlarında sosyal güvenlik alanındaki gelişmelere yer verilecektir. Son olarak da sosyal güvenlik alanındaki gelişmelerin genel bir değerlendirmesi yapılacaktır.

  1. SOSYAL GÜVENLİK VE SOSYAL PLANLAMA İLİŞKİSİ
  1. KALKINMA VE SOSYAL PLANLAMA KAVRAMLARI

Türkiye Cumhuriyeti, Anayasası’nda da belirtildiği üzere bir sosyal hukuk devletidir (1982 AY., md. 2). Sosyal devlet, sosyal siyaset önlemleri alan, vatandaşlarının refahları ve sosyal durumlarıyla ilgilenen devlettir (Sözer, s. 5). Diğer yandan, kişiye insanlık onuruna yaraşır bir yaşantı sağlayıcı tedbirler almak da sosyal devletin başka bir niteliğini ortaya çıkarır (Gülerman, s. 204). Bu bağlamda sosyal devlet, sadece temel insan hak ve özgürlüklerini güvence altına almakla yetinmeyip; ekonomik ve sosyal hak ve özgürlükleri de sağlamakla yükümlüdür. Nitekim, Anayasada yer alan “ ücrette adalet sağlanması” (md.55); “ sosyal güvenlik hakkı” (md. 60) ve “ dulların, yetimlerin, malul ve gazilerin, sakat ve yaşlıların, korunmaya muhtaç çocukların korunması” (md. 61) bu konuda örnek verilebilecek hükümlerdir. Görüleceği üzere, Anayasamız devleti ekonomik ve sosyal hayatı yönlendirme görevi ile sorumlu tutmuştur. Bu bakımdan sosyal devlet, ekonomik ve sosyal müdahalelerde bulunur (Kocaoğlu, s. 46). Bireylerin maddi ve manevi varlıklarının gelişmesi ve toplumun her bakımdan kalkınması için gerekli bütün koşulları hazırlar ve bu amaçla yapacağı kalkınma faaliyetlerini planlamaya dayandırır.

Bir plan birbiriyle az ya da çok bağlantılı bir doküman bütününden meydana gelir. Bu bütün, sosyal-kültürel tedbirlerini de içinde bulunduran ve üretim, yatırım, hammadde, teknik malzeme, tarım, maliye, çalışma, ücret, fiyat, iç ve dış ticaret sahalarının planlarıdır (Gülerman, s. 205). Bu anlamda, kalkınma faaliyetini planlamaya dayandıran bir anlayış için, kalkınma ekonomik ve sosyal yönleriyle bütünsel bir süreçtir. Kalkınma sürecinin planlanmasında ekonomik ve sosyal planlama içiçedir. Bir diğer anlatımla, kalkınma plancılığı ekonomik planlamanın yanısıra sosyal planlamayı da içeren bir kavramdır (Güven s. 1). Buradan hareketle kalkınma, ekonomide ve toplumda yapısal değişmeyi de içermekte ve sosyal sorunların çözümlenmesi ile sosyal gelişmenin sağlanması yoluyla gerçekleşen bir olay niteliği kazanmaktadır. Kalkınmanın iki yönlü bir bütün oluşu onun dengeli olmasını zorunlu kılmaktadır. Buna göre, ekonomik planlama kalkınmanın ekonomik yönlerini ele alırken; yani ekonomik büyümeyi hedeflerken, sosyal planlama sosyal yapıdaki değişme ve gelişmelerle, sosyal kalkınmayı amaçlamaktadır ( Güven, s. 12).

Kısa bir anlatımla kalkınma planlamasının sosyal kalkınma ile ilgili bölümünü oluşturan sosyal planlama, sosyal politikanın ve sosyal devlet uygulamalarının en önde gelen araçlarından biridir. Sosyal planlama toplumsal düzeyde bir planlama olduğundan, ekonomik sisteme göre farklı işlevlere sahiptir. Piyasa ekonomilerine dayanan düzenlerde sosyal planlamanın hedefi, piyasa mekanizmasının oluşturduğu gelir dağılımı eşitsizliklerini azaltarak sosyal gelişmenin ve adaletin sağlanmasıdır. Sosyal planlama, piyasa ekonomisinin hakim olduğu toplumlarda bir sosyal kurumu düzeltici yardımcı kurum rolünü üstlenmektedir.

Sosyal planlamanın tanımı geniş ve dar kapsamlı olmak üzere iki boyutta ele alınabilir. Dar kapsamda sosyal planlama çalışma hayatının ve endüstrileşmenin getirdiği sosyal sorunları (işçi sorunu) çözmeye yönelmektedir. Geniş kapsamda sosyal planlama ise toplumun bütününü kavrayan ve gelir dağılımı, bölgesel gelişme, istihdam, işgücü, yerleşme düzeni, kırsal kalkınma, kentsel gelişme, sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, konut gibi sorunların planlanması ve çözümlerine yönelik ilke, hedef, politika ve önlemlerin üretilmesini esas almaktadır. Diğer yandan, sosyal planlama sosyal sorunları hafifletmede devletin katılımını arttırmaya yönelik olarak tasarlanmış bir süreç olarak da ele alınabilir.

Kalkınma stratejisinin sosyal içeriğini belirlemek, sosyal sorunların çözümüne yönelik proje ve programlar oluşturmak, kalkınmanın gerektirdiği insan gücünü hazırlamak, kişiler ve bölgeler arasındaki gelir ve gelişmişlik ayrımlarını azaltmak sosyal planlamanın başlıca hedefleridir.

Sosyal planlama, çalışmalarında sosyal kalkınma hedefi çerçevesinde sosyal sorunları öncelik sırasına göre ve bunlara ayrılan kaynakların en etkin biçimde kullanılmasını gerçekleştirecek biçimde bir planlama yapılması esastır.

Sosyal sorunlar olarak karşımıza çıkan gelirin ve servetin dağılımında adaleti sağlamak, tam istihdama ulaşmak, sosyal güvenliği yaygınlaştırmak, eğitim, sağlık, çevre ve yerleşme gibi konuların sosyal planlama tarafından bir öncelik sırasına göre ele alınması sosyal tercihler setinin seçilip uygulanmasında güçlü bir araçtır.

B. SOSYAL PLANLAMA FAALİYETLERİNDE SOSYAL GÜVENLİK

Sosyal devletin kişiye insanlık onuruna yaraşır bir yaşantı sağlayıcı tedbirler alma niteliği sosyal güvenliğin de temel amacını oluşturmaktadır. Nitekim sosyal güvenliğin temel ilkesi kişinin insanlık onuruna yaraşır bir yaşantı sürebilmesinin sağlanmasıdır. Bu anlamda, sosyal güvenlik, sosyal devletin aldığı önlemlerden biridir. Diğer bir yönüyle de sosyal planlama sürecinde ele alınan birçok sosyal sorunu konu edinmektedir. Daha önce de bahsedildiği gibi planlama sürecinde sosyal sorunlar öncelik sırasına göre belirlenmekte ve bunlara ayrılan kaynakların rasyonel bir biçimde kullanılması amaçlanmaktadır. Sosyal güvenlik açısından da benzer şekilde sosyal güvenceyle ilgili sorunların tespiti ve bu alan için ayrılan kaynakların rasyonel biçimde kullanımının sağlanarak toplumun tümünün güvence altına alınmasına çalışılmaktadır. Çağımızda sosyal güvenlik kavramı boyut değiştirmiş, sadece bağımlı çalışanları ilgilendiren bir boyut olmanın ötesinde bir anlam kazanmıştır. Bugün sosyal güvenlik her bakımdan yayılan ve genişleyen bir sistem olarak gelişmektedir. Bütün mesleksel, sosyal ve fizyolojik riskleri kapsamaktadır. Yalnız belli kişileri değil bir ülkenin tüm halkını uygulama alanı içine almaya yönelmiştir (Talas, s. 407). Anayasanın ilgili maddesinde de (A.Y. md. 60) yer aldığı üzere “herkes” deyiminin kullanılması sosyal güvenliğin vatandaşlık bağıyla sınırlı olmaksızın bütün toplumu amaç edinmiş olduğunu gösterir. Bundan anlaşılacağı üzere sosyal güvenlik toplumun tümünü kapsamayı hedef almaktadır. Sosyal güvenliğin boyutlarının bu denli genişlemesinin nedenlerinden biri sosyal siyaset kapsamında devletin görevleri konusunda ortaya çıkmış ve gittikçe benimsenen yeni görüşlerdir. Bu görüşler içinde, devletin toplum için yapması zorunlu olan hizmetler ve yüklenmesi gereken sorumluluklar artmıştır (Talas, s.453). Bu durum devletin sosyal siyaset önlemleri içinde toplumun tümünü hedef alması nedeniyle çok önemli bir konumda yer alan sosyal güvenlik konusuna daha fazla eğilmesini zorunlu kılmıştır. Böylelikle sosyal planlama sürecinde sosyal güvenlik konusuna büyük bir önem verilir hale gelmiştir. Diğer yandan sosyal güvenliğin toplumun tümünü kapsamayı hedeflemesi sosyal planlama sürecinde daha çok sayıda sosyal sorunun ele alınmasını da gerekli kılmaktadır. Bununla beraber bu hedefin gerçekleşmesi ancak gelişmiş ve sosyal refah aşamasına ulaşmış ülkeler için mümkün olmaktadır. Ülkemiz gelişmekte olan bir ülkedir. Bu nedenden dolayı, toplumumuz iyi düşünülmüş ve kurulmuş bir sosyal güvenlik sistemine yoğun bir gereksinim duymaktadır. Uygulanan kalkınma planları ve programlarının öngördüğü sosyal adalet ilkeleri de bu amacı gütmektedir .

II. KALKINMA PLANLARINDA SOSYAL GÜVENLİK

A. BİRİNCİ BEŞ YILLIK KALKINMA PLANI (1963-1967)

Ülkemizde planlı kalkınma dönemine 1963 yılında bir perspektif plan çerçevesinde başlanmıştır. Perspektif planın öncelikli amacı, yüksek bir hayat standardına ulaşmayı uzun süreli ve sistemli bir bakış açısı içerisinde yürütecek kalkınma çabalarına ilişkin hedefleri belirlemektir. Ayrıca bu hedeflere ulaşmayı sağlayacak kaynak ve araçları uzun bir zaman dilimi içinde değerlendirmek de planın diğer bir amacını oluşturmaktadır. Bu genel çerçevede hazırlanan kısa süreli dönem planlarında ise, tespit edilen hedeflerle kaynaklar ve araçlar arasında bir denge kurulması esastır. Perspektif plan sürecinin ilk safhasını oluşturan I. Beş Yıllık Kalkınma Planı karma ekonomik düzeni esas almıştır. Bunu da Plan Hedefleri ve Stratejisi bölümünde açıkça belirtmiştir (Güven s.40). Planın bu doğrultudaki temel ilkeleri arasında; iktisadi kalkınmaya paralel olarak sosyal adaletin gerçekleştirilmesinin hedef alınması, sosyal sigorta uygulamalarının gelirin yeniden ve adil olarak dağılımında önemli bir mekanizma olarak yer alması, özellikle primler aracılığıyla biriken fonların yatırım kaynakları olarak kullanılabilmesi gibi konular esas alınmıştır.

Birinci plan döneminde ülkemizde İşçi Sigortaları Kurumu, T.C. Emekli Sandığı ve Ordu Yardımlaşma Kurumu olmak üzere üç ana kurum sosyal güvenlik alanında faaliyet göstermiştir.

Bu dönemde İşçi Sigortaları Kurumu sosyal güvenlik çalışmalarını en geniş anlamıyla uygulayan tek kurum niteliğini taşımıştır. 1936 tarihli İş Kanunu ile tespit edilen ilkeler uyarınca sözkonusu kurum iş kazaları ve meslek hastalıkları, işten kalma, ihtiyarlık ve hastalık risklerine karşı güvence sağlamışken örneğin ülkemiz için çok önemli bir sosyal sorun olan işsizliği içeren bir sigorta dalı oluşturulmamıştır.

Öte yandan Planda yer alan sosyal güvenlik ile ilgili hedefler şu şekildedir: İlk olarak sınırlı bir kesime hitap eden sosyal güvenlik sisteminin herkes için ihtiyarlık ve sağlık sigortalarını kapsayan genel bir sosyal güvenlik haline getirilmesi öngörülmüştür. Bu amaçla alınacak önlemler arasında sosyal güvenlik çalışmalarından yararlanacak işçilerin oranının arttırılması, ilk aşamada sanayi işçilerinin kapsama alınmasının hedeflenmesi sözkonusudur. Yine bu doğrultuda, sosyal güvenlik düzeninin çekirdeğini oluşturan İşçi Sigortaları Kurumunun belli bir sınıf için kurulmuş olma görüntüsünü ortadan kaldırmak üzere öteki kurum ve sandıklarla birleştirilmesi ve böylelikle genel bir sosyal güvenlik düzenine geçilmesi diğer bir önlem olarak yer almıştır. Ülkemiz sosyal güvenlik sisteminde büyük bir boşluk oluşturan işsizlik sigortasının kurulması amacıyla da İş ve İşçi Bulma Kurumu teşkilatının geliştirilmesi ve işçi sendikaları ile sosyal güvenlik teşkilatı arasında sıkı bir işbirliğinin gerçekleştirilmesi yine bu dönem için alınması gerekli görülen diğer bir önlemdir. Nihayet bu dönemde kapsam dışında tarım işçileri, serbest meslek erbabı, esnaf ve sanatkâ rların sosyal güvenlik düzeni içine alınması amacıyla bunun imkanlarının araştırılması ve öncelikle büyük şehirlerden başlamak üzere serbest meslek sahipleri, esnaf ve fikir işçileri için ihtiyarlık ve ölüm sigortası kurulması da hedefler arasında yer almıştır ( Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, 1963-1967, DPT, Ankara, Ocak 1963).

I. Plan döneminin hedefleri genel nitelik taşımakta diğer bir deyişle ülkemizdeki sosyal güvenlik sistemine genel bir anlayış getirmeye çalışmaktadır. Perspektif planın ilk aşamasını oluşturan I. Plan aslında bu sayılan hedeflerin uygulanma imkanlarının araştırılacağı bir hazırlık dönemi niteliğindedir. Bu plan dönemi için dikkat çekici en önemli nokta, kurulacak sosyal güvenlik sisteminin çalışan çalışmayan ayrımı yapılmaksızın “herkes”i kapsamayı hedef edinmesidir.

I. plan döneminde 1964 yılında çıkarılan Sosyal Sigortalar Kanunu ile İşçi Sigortaları Kurumunun adı Sosyal Sigortalar olarak değiştirilmiştir. Böylece İşçi Sigortaları Kurumunun belli bir sınıf için kurulmuş olma görüntüsünün ortadan kaldırılmasına yönelik bir adım atılmıştır. Bu aynı zamanda sosyal güvenliğin toplumun tüm gruplarını kapsaması yönünde atılan bir adımdır.

B. İKİNCİ BEŞ YILLIK KALKINMA PLANI (1968-1972)

II. Beş Yıllık Kalkınma Planı, I. Planın aksine ekonominin karma niteliğinin zayıfladığı ve özel kesime daha fazla ağırlığın verildiği bir dönemin eseridir. II. Planda esas alınan ilkeler yine perspektif plan çerçevesinde belirlenmiştir. Bu doğrultuda, sosyal güvenlik modern toplumlarda toplumun bütününü modernleşme ve sanayileşme sonucu ortaya çıkan risklere karşı koruyan bir sosyal politika aracı olarak belirtilmiş ve böylece kişilerin kendilerine ve ailelerine devamlı gelir sağlaması, üretim faaliyetlerine sürekli katılmalarında ve gelirin adaletli dağılımında araç olarak kullanılması fonksiyonları ortaya konmuştur. Sosyal güvenlik sisteminin toplumun tümünü koruma özelliği doğrultusunda ikinci plan döneminde tarım çalışanlarının sosyal güvenliklerinin sağlanması, sosyal sigortaların kapsadığı risk alanının genişletilmesi amacıyla işsizlik sigortasının kurulması, aile ödeneklerinin kapsamlarının genişletilmesi, çalışan ailelerinin hastalık sigortası kapsamına tüm olarak alınması önemli ilkelerdir.

Bağımsız çalışan esnaf ve sanatkârların, serbest meslek sahiplerinin ve bağımsız küçük çiftçilerin sosyal güvenlik imkanlarından yararlanmaları amacıyla birlikler, barolar, kooperatifler, odalar gibi çeşitli yardımlaşma ve dayanışma kuruluşları içinde teşkilatlanmalarının desteklenmesi II. Plan döneminde yer verilen diğer bir ilkedir.

Sosyal güvenliğin sadece sosyal sigortalarla sağlanamayacağı, sanayileşmeyle birlikte toplumda yeni risklerin ortaya çıktığı, sosyal güvenlik hizmetlerinin yeni yaklaşımlarla çözüm getirmesi gerektiği ve bu nedenler yüzünden korunmaya muhtaç çocuklar, gençler, çalışanların eş ve çocukları, ihtiyarlar, beden ve ruh yapıları bakımından çalışamayacak durumda olanlar gibi bazı ihtiyaç gruplarına sosyal yardımlar yoluyla ulaşılması gerektiği bu dönemde belirlenen önemli ilkelerdendir.

Sosyal sigorta ve sosyal hizmet uygulamalarının birbirlerinin tamamlayıcı ve destekleyici fonksiyonları açısından bir sosyal güvenlik sistemi içinde yer almalarının sağlanması amacıyla bu iki uygulamanın önce kendi içlerinde birleşmelerinin gerektiği konusu da bu planda belirtilmiştir.

I. Planda da olduğu gibi II. Plan döneminde de sosyal güvenliğin toplumun tümünü koruma özelliği vurgulanmıştır. II. Plan da perspektif plan çerçevesinde belirlendiğinden toplumun tümünü koruma uzun dönemli bir hedef olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumun tümünü koruyan bir sosyal güvenlik sistemini oluşturmak zaman alacağından ilk olarak toplum içinde zayıf durumda bulunan kesimlerin kapsama alınmasıyla işe başlanmıştır. Burada ilk olarak üzerinde durulan kesim tarım kesimi olmaktadır. Yine II. Planda bir önceki planda da belirtildiği gibi işsizlik sigortasının kurulmasının ilke olarak belirlenmesi toplumun tümünü koruma amacına yöneliktir. II. Planda I. Plandan farklı olarak aile ödeneklerinin kapsamlarının genişletilmesinden ve çalışan ailelerinin hastalık sigortası kapsamına tam olarak alınmasından bahsedilmiştir.

I. Plan döneminde belirlenen bağımsız çalışan esnaf ve sanatkârların ve serbest meslek sahiplerinin sosyal güvenlik sistemi içine alınması hedefi doğrultusunda II. Plan döneminde bu kesimlerin örgütlenmelerinin desteklenmesi, bu kesimlere yönelik atılan önemli bir adımdır.

Diğer yandan, II. Plan döneminde sosyal hizmet ve yardım konularının ilk olarak gündeme geldiği ve çeşitli ihtiyaç kesimlerine yönelik daha yaygın çalışmalar yapılmasının öngörüldüğü görülmektedir.

II. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda uygulanacak politikalara geçilmeden önce sosyal sigortalar alanında mevcut duruma değinilmiştir. Buna göre genel hatlarıyla tarım işçilerinin sosyal güvenlik sistemi içine dahil edilmediği, 1965 yılında toplam ücretli kesimin yaklaşık %50’sinin değişik sigorta kurumları tarafından kapsama alındığı, bunun da aktif nüfusa oranının yaklaşık %10 olduğu gibi noktalar tespit edilmiştir. Bu alandaki diğer bir gelişme ise 1965 yılında Devlet Memurları Kanununun çıkarılmasıdır. Tarım işçilerinin sosyal güvenlik tedbirlerinin alınması için hazırlıklar ise Tarım İş Kanunu üzerinde çalışmalarla başlatılmıştır. İşsizlik sigortası kurma çabaları yine bu dönemde devam eden çalışmalardandır.

Belirlenen bu mevcut durum doğrultusunda uygulanacak politikalar konusunda üçlü bir ayrım yapılmıştır. İlk olarak ülkemiz sosyal güvenlik kurumlarının dağınık yapısı göz önünde bulundurularak, bunların tek bir sosyal sigorta düzenine sahip olabilmek için birleştirilmesi ve bu çalışmaları kolaylaştıracak bir yol olarak kurumlararası ilişkileri ve politikaları düzenleyecek “ Sosyal Güvenlik Kurulu”nun oluşturulması öngörülmüştür. Mevzuat açısından yapılan ikinci ayrımda ise çeşitli gruplar için hazırlanmış bulunan sosyal sigorta mevzuatının birbirine yakınlaştırılması konusu üzerinde durulmuştur. Tarım İş Kanununun çıkarılması ve bu kanuna bağlı olarak tarım işçileri için ihtiyarlık, analık, hastalık, iş kazaları ve meslek hastalıkları sigortalarının kurulması belirlenen bir diğer politikadır. İşsizlik sigortasının kurulması, Devlet Memurları Kanununda öngörülmüş hizmetlerin memurlar için uygulanması, teknik öğrenim kurumlarındaki öğrencilerin iş kazaları ve meslek hastalıkları sigortalarından yararlanmalarının sağlanması yine bu dönem politikaları arasında sayılabilir. Bu dönemde önemle belirtilmesi gereken bir diğer politika her kişiye, birden fazla yerde de çalışsa tek sigortanın uygulanması ilkesidir. Üçüncü olarak sosyal güvenlik kurumlarında görev alan kişilerin bu alanlarda uzmanlaştırılması için eğitilmeleri gerektiği belirtilmiştir. Son olarak, finansman açısından bakıldığında ise devletin sigorta fonlarının üçüncü bir taraf olarak katılması konusu gündeme getirilmiştir (II. Beş Yıllık Kalkınma Planı 1968-1972, Ankara, Kasım 1967).

II. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın politikaları genel olarak yine I. Planda da olduğu gibi, sosyal güvenlik sisteminin yapılandırılmasına yönelik olmuştur. Sosyal güvenlik sisteminin çeşitli yönleri ele alınarak değişik politikalar belirlenmiştir. Bu dönem açısından en önemli noktalar “Sosyal Güvenlik Kurulu”nun oluşturulması, “Tarım İş Kanunu”nun çıkarılması, sigortada “teklik” ilkesinin uygulamaya konulması, devletin finansmana katılması ilkeleridir.

Ayrıca II. Plan dönemi için söylenebilecek bir diğer önemli nokta 1971 yılında “Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumunun” kurulmuş olmasıdır. Böylelikle plan dönemi başında hazırlıklarına başlanan bir uygulama hayata geçirilmiş ve toplam çalışan kesim içindeki önemli bir çoğunluk sosyal güvenlik imkanlarından yararlanma olanağına kavuşmuş olmaktadır.

C. ÜÇÜNCÜ BEŞ YILLIK KALKINMA PLANI ( 1973-1977)

III. Beş Yıllık Kalkınma Planına yeni bir perspektif plan çerçevesinde başlanmıştır. Bu plan II. Planda olduğu gibi yine ekonominin karma niteliğinin zayıfladığı, liberal ekonomi politikalarının uygulanmaya çalışıldığı bir dönemde ortaya çıkmıştır. Planın bu niteliği sosyal planlama yönü eksik kalan bir planın ortaya çıkmasına yol açmıştır. Gerçekten de perspektif planda sosyal güvenlik alanında etkin bir örgütlenmeyle 1995 yılına kadar tüm çalışan nüfusun kapsama alınmasını hedefleyen bir sosyal sigorta sistemi öngörülmüştür. Bu anlamda, I. Plan döneminden beri “herkesi” ya da “tüm toplumu” kapsamayı hedefleyen sosyal sigorta sisteminin perspektif planda çalışan nüfusu kapsamaya yöneldiği görülmektedir. Çalışan nüfusun tümüyle kapsanmasının ise 1995 yılına kadar yaklaşık 22 yıllık bir süre içinde gerçekleştirileceği belirtilmiştir. Bu durum planın sosyal yönünün gözardı edildiğine güzel bir örnektir. Yine bu planda, beşinci plan döneminde açık işsizliğin belireceği tehlikesi üzerinde durulmuş ve işsizlik riskine karşı işsizlik sigortası sisteminin aşamalı olarak uygulanmasına çalışmak da belirlenen hedefler arasında yer almıştır.

Perspektif plan çerçevesinde hazırlanan III. Beş Yıllık Kalkınma Planında ise sosyal güvenlik ile ilgili olarak önce planlı dönemin (1962-1972) genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Bu genel değerlendirme çerçevesinde ülkemizin tarımsal yapısını sürdürüyor olmasının sosyal güvenlik programlarının yaygınlaşmasını sınırlayan bir etken olduğu, sosyal sigorta programları uygulayan kurumların ücretlilerin tümünü kapsamadığı (1962 yılında sigortalı sayısı aktif nüfus içinde %9.5 paya sahipken, bu pay 1972'de %16.2’ye yükselmiştir) ancak bağımsız çalışanlar için 1971 yılında kurulan “Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu”nun tam olarak uygulamaya geçmesiyle 1973 yılının sonunda sigortalı sayısının aktif nüfusa oranının %28’e ulaşacağı, Emekli sandığı iştirakçilerine işsizlik ve hastalık dışındaki risklere karşı sosyal sigorta programlarının uygulandığı gibi temel noktalar belirlenmiştir.

Bunlara ek olarak, 1970 nüfus sayımı sonuçlarına göre Türkiye’de toplam ücretlilerin 3 milyon 853 bin olduğu, bunların 800 binin kamu personeli olması itibari ile yaklaşık 3 milyon dolayında ücretlinin Sosyal Sigorta Kurumunca uygulanan sosyal sigorta programlarının kapsamına girmesi gerektiği, fakat bu programların toplam ücretlilerin %43’ünü kapsadığı konusu da III. Plan döneminde belirlenen bir diğer önemli noktadır. Ayrıca, birinci plan döneminden bu yana öngörülmesine rağmen işsizlik sigortasının henüz kurulmamış olması da III. plan dönemi için saptanan bir başka eksikliktir.

Bu dönemde bağımsız çalışanların sayılarının 3.791 olarak belirlendiği ve belirtilen sayının azımsanmayacak bir sayı olduğu, bu kesime “Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigorta Kurumu” tarafından malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulandığı ancak anılan kesimin işçi niteliklerinin de ağır basması nedeniyle iş kazaları meslek hastalıkları ve hastalık sigortalarının da uygulanması gerekirken Esnaf ve Sanatkârlar için öngörülen sigorta programları içinde iş kazaları meslek hastalıkları ve hastalık sigorta dallarına yer verilmemiş olması bir eksiklik olarak belirlenmiştir.

III. planda geçmiş plan dönemlerine ilişkin olarak yapılan bu değerlendirmelerde daha çok sosyal sigorta programlarının kişi bakımından kapsamı üzerinde durulmuştur. Oysa II. planın politikaları genelde sosyal güvenlik sisteminin yapısıyla ilgiliydi. Buna göre yapılan değerlendirmede sadece kişi bakımından kapsam üzerinde durulması tek yönlü bir yaklaşım olmuştur. Örneğin II. plan döneminde öngörülen “Sosyal Güvenlik Kurulu”nun kurulması yönünde herhangi bir adım atılıp atılmadığı ya da Tarım İş Kanunu ile ilgili herhangi bir değerlendirmeye yer verilmemiştir. Planın sosyal yönünün zayıf kaldığı burada da ortaya çıkmaktadır.

III. plan döneminin başlangıcı yine bir perspektif plan çerçevesinde olmuştur. Bu perspektif planda uzun dönemli gelişmeler olarak sosyal güvenliğin tarım kesiminin tümünü de içine alan ve fertlerin güvenli yaşamını devamlı olarak sürdürmesini sağlayacak bir sistem şeklinde geliştirilmesi öngörülmüştür. Bunun yanında, III. Plan dönemi sonunda, sosyal sigorta programlarının özellikle ücretlilerin tümünü kapsayacak bir biçimde gelişeceği ve tarım dışında toplam sigortalı sayısının iktisaden faal nüfusun %38’ini bulacağı da tahmin edilmiştir.

Sosyal güvenlik kurumlarının kademeli olarak bir sistem içinde birleştirilmesi ve devletin taraf olarak sosyal sigorta programlarının finansmanına katılması ve sosyal sigorta kurumlarının ana faaliyet alanlarına yoğunlaştırılması III. plan döneminin diğer beklentileridir.

Görüldüğü gibi II. plan döneminin hedefleri bu plan dönemi için de aynı şekilde öngörülmüş bulunmaktadır.

III. plan döneminin ilke ve tedbirleri şu şekilde sıralanmaktadır:

- Topluma yaygınlaştırılmış bir sosyal güvenlik sisteminin kurulması hedefine bağlı olarak kişilere asgari standartlarda yaşamını sürdürebilmesi için gerekli gelirin sağlanması, gelir güvenliğini ve çalışma olanaklarını yitirmiş olanların, yaşlıların, çocukların korunması sosyal güvenlik sisteminin temel ilkesidir. Bu doğrultuda sosyal sigorta ve sosyal yardım programları tek bir sistemin temel iki aracı olarak kullanılacaktır.

- Sosyal sigorta programlarınca sağlanan ihtiyarlık, malûliyet, dul ve yetim aylıkları değişen ekonomik ve sosyal koşullar karşısında gereken esnekliğe kavuşturulacaktır.

- Dağınık sosyal güvenlik kurumlarının birleştirilmesi amacı ile III. Plan dönemi sonunda sosyal güvenlik kurumlarınca uygulanan sigorta kollarında mevzuat ve standart yakınlaştırmaları sağlanacaktır.

- İhtiyarlık yaşı ekonomik ve sosyal değişmelere uygun olarak yeniden belirlenecek ve ihtiyarlık sigortası özendirici olmaktan çıkarılacak, gerçek bir “ihtiyarlık sigortası” olacaktır.

- Sosyal sigorta örgütlerinin faaliyet alanları esas fonksiyonlarına yönlendirilecek ve fonların kullanımında verim ve güvenlik ilkeleri gözetilecektir.

III. plan dönemi için belirlenen bu politikalar arasında, sosyal sigortalar yanında sosyal yardım uygulamalarının da bir araç olarak kullanılacağının ve emeklilik yaşı ile ilgili bir takım düzenlemeler yapılacağının belirlenmiş olması önemli olanlarıdır. Diğer yandan; fonların kullanımında verim ve güven ilkelerine önem verileceğinin belirtilmesi bir diğer önemli noktadır.

III. plan döneminde sosyal yardım ve sosyal refah hizmetleri ayrı bir başlık altında incelenmiştir. Buna göre, Türkiye’de sosyal yardım ve sosyal refah hizmetlerinin çeşitli kuruluşlar tarafından koordinasyonsuz olarak yürütüldüğü, bu faaliyetlerin programlı olarak yürütülmesini sağlayacak sosyal hizmetler kurumunun kurulmasının gerçekleştirilemediği, toplam korunmaya muhtaç çocuklardan korunup yetiştirilenlerin payının çok düşük olduğu, sakatların rehabilitasyonu konusundaki çalışmaların çok sınırlı olduğu, sosyal yardım ve refah hizmetlerini tek elde toplayan kanuni düzenlemelerin gerçekleştirilemediği gibi konular içinde bulunulan şartları açıklamaktadır.

Bu dönemde, sosyal hizmetler kurumunun kurulup dağınık olan sosyal yardım ve hizmetlerin koordinesinin sağlanması gerekliliği üzerinde durularak şu ilke ve tedbirler öngörülmüştür:

- Sosyal yardım hizmetlerinin güçsüz çocuk, kadın ve ihtiyarlara öncelik verilerek geliştirilmesi ve bunun için Genel İdarenin, Mahalli İdarenin ve gönüllü örgütlerin tek bir sistem içinde yeniden düzenlenmesinin sağlanması

- Sosyal yardım sisteminin kurulmasında kapsamı yardım edilecek gruplar, yapılacak yardım şekli ve yardım yapılacak kişilerin ihtiyaç derecelerinin objektif olarak tespit edilmesi konularına önem verilmesinin sağlanması. (Yeni Strateji ve Kalkınma Planı, III. Beş Yıl 1973-1977 DPT Yayın No: 1272, Ankara, 1973.)

III. planda sosyal yardım ve hizmet uygulamalarının ayrı bir başlık altında ele alınması, plan ilke ve politikaları kısmında sosyal yardım uygulamalarının sistem içindeki yerinin belirginleştirileceğinin belirtilmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Bununla, sadece sosyal sigorta uygulamalarının ağırlık kazanmasıyla sosyal güvenlik sisteminin belirli kesimler için olanaklar sağlamasının önüne geçilmek istenmektedir. Diğer yandan bu amaca yönelik olarak “Sosyal Hizmetler Kurumu’nun” kurulmasının öngörülmüş olması da bir diğer önemli noktadır.

D. DÖRDÜNCÜ BEŞ YILLIK KALKINMA PLANI ( 1979-1983)

IV. Beş Yıllık Kalkınma Planı diğer iki planın aksine karma ekonomik düzene dönüş niteliği taşımaktadır. Bu planda Sosyal Güvenlik konusu Toplumsal Güvenlik başlığı altında incelemiş ve diğerlerinde de olduğu gibi ilk olarak geçmiş plan döneminin bir değerlendirmesi yapıldıktan sonra öngörülen ilkelere geçilmiştir. IV. Plan döneminde toplumsal güvenlik kurumu olarak nitelenen kurumların değişik kapsamlarda uygulama yapan sigorta kurumları niteliği taşıdıkları belirtilerek III. Plan döneminin değerlendirilmesine başlanmıştır. Bu anlamda, II. plan döneminden beri sigorta kurumlarının birbirlerine hem mevzuat hem de standartları açısından yakınlaştırılması hedefine henüz ulaşılamadığı III. planda konunun aynı şekilde ele alınmasından anlaşılmaktadır. 73-77 yılları arasında toplumsal sigorta programlarından yararlananların sayısı artmıştır fakat bu artış III. Plan hedeflerinin arkasında kalmıştır. Yine III. Plan döneminde toplumsal sigorta programlarından yararlananların toplam nüfus içindeki payları artmıştır. Tarım dışı sektörlerde çalışanların 1977 yılı itibarîyle %71.3’ü toplumsal sigorta kapsamındadır fakat tarım sektöründe toplumsal güvenlik yeterince yaygınlaşmamıştır. Bağ-Kur ise yasal olarak sigortalanabileceklerden ancak %60’ını sigortalayabilmiştir. Sigorta kurumlarının dağınıklığına paralel olarak uygulanan haklar, yardımın niteliği ve miktarı yönünden farklı ilkeler içermektedir. Toplumsal güvenlik sistemi içinde zorunlu tasarruf olarak oluşan prim gelirleri önemli büyüklüklere ulaşmıştır. III. Plan döneminde sosyal yardım ve hizmetlerin Devlet kurumları, yarı resmi ve gönüllü kuruluşlar tarafından yerine getirildiği fakat dağınık ve birbirinden kopuk olduğu ve ayrıca bu hizmetlerin hem nitelik hem de nicelik açısından yetersiz olduğu gözlenmektedir. Diğer yandan bu yardım ve hizmetlerin toplumsal sigorta programlarına çok sınırlı düzeyde olduğu konusu da belirtildikten sonra IV. Plan döneminin hedeflerine geçilmiştir.

Yapılan değerlendirmede geçmiş III. plan döneminde sosyal güvenliğin toplumun tüm kesimlerine yaygınlaştırılması gibi genel bir hedefin henüz gerçekleştirilemediği açıkça ortaya çıkmaktadır. Ayrıca bir önceki planın genel değerlendirmesinde de belirtildiği üzere, ülkemizin tarımsal yapısını sürdürüyor olmasına karşın tarım kesimi için hâlâ herhangi bir önlemin alınmamış olması da bu değerlendirmede ortaya çıkan başka bir sonuçtur. Yine sosyal yardım ve hizmetler alanındaki dağınık uygulamalara çözüm getirecek düzenlemelerin yapılmadığı da görülmektedir.

IV. plan döneminin toplumsal güvenlik alanındaki temel hedefi, kalkınmanın yüklerinin ve nimetlerinin topluma hakça ve dengeli bir biçimde yansıması, toplumsal gelişme ve değişmenin, Anayasada öngörülen sosyal devlet ve adalet ilkesine uygun olarak gerçekleştirilmesi şeklinde belirlenmiştir. Toplumsal gelişme ile ekonomik büyümenin birlikte ve dengeli bir şekilde yürütülmesi temel ilke olarak kabul edilmiştir. Toplumsal güvenlik kurumlarının kullandıkları norm ve kurumsallaşmalarında standartlaşma sağlanacağı, aktüerya sistemlerinin gözden geçirileceği ve günün gerekleri ile uygun hale getirileceği, kurumların ana iştirakçilerine kurumların karar alma sürecine geniş oranda katılmaları için zorunlu düzenlemeler yapılacağı gibi önemli noktalar toplumsal sigorta sistemi için belirlenen diğer hedeflerdir. Diğer yandan çeşitli ihtiyaç kesimlerine sosyal yardım ve hizmetlerin daha etkin bir biçimde sunulmasının bu hizmetleri tek elde toplayacak sosyal hizmetler kurumunun kurulmasıyla sağlanacağı hususu da hedefler arasında yer almıştır (IV. Beş Yıllık Kalkınma Planı 1979-1983 DPT Yayın No: 1664, Ankara Nisan 1979).

IV. planın karma ekonomik düzeni esas alan bir anlayışın eseri olduğu toplumsal gelişme ile ekonomik büyümenin birlikte ve dengeli bir şekilde yürütülmesinin temel ilke olarak kabul edilmesiyle de ortaya çıkmıştır. Bu hedefler arasında önemle üzerinde durulması gereken hedef, kurumların karar alma organlarına iştirakçilerin katılımını zorunlu kılacak düzenlemelerin yapılmasının öngörülmesidir. Böylece kurumların özerkleştirilmesi yolunda bir adım atılmış olmaktadır. Diğer yandan “Sosyal Hizmetler Kurumu’nun” kurulması yine IV. plan döneminde tekrarlanan bir hedef olmuştur. Ancak 1983 yılında 2828 sayılı “Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu’nun” çıkarılmasıyla yine bu plan dönemi başında hedefler arasında yer alan bir konu plan dönemi sonunda hayata geçirilmiştir. Yine 1983 yılında yürürlüğe giren 2926 sayılı “Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu” ve 2925 sayılı “Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu” ile tarım kesiminde çalışanların büyük çoğunluğu sosyal güvenlik konusunda güvenceye kavuşmuştur. Böylelikle IV. Plan dönemine başlarken geçmiş plan dönemlerine ilişkin yapılan değerlendirmede tarım kesiminde toplumsal güvenliğin yeterince yaygınlaşmamış olmasına yer verilirken, IV. plan dönemi sonunda bu kesimi de sosyal güvenlik şemsiyesi altına alan düzenlemeler yapılmış olmaktadır. Ülkemizin hâlâ tarım ağırlıklı yapısını sürdürdüğü düşünülürse bu tür yasaların sosyal güvenliği yaygınlaştırmada ne derece önemli olduğu bir kere daha ortaya çıkar.

E. BEŞİNCİ BEŞ YILLIK KALKINMA PLANI (1985-1989)

V. Beş Yıllık Kalkınma Planı yine liberal ekonomi politikalarına dönüş döneminde ortaya konulan bir plan olmuştur. Planda, diğer planların aksine sosyal güvenlik alanında geçmiş plan dönemlerine ait bir değerlendirme yapılmadan doğrudan V. plan döneminin hedeflerine geçilmiştir. Hedefler kısmında ilk olarak plan döneminde Bağ-Kur ve Sosyal Sigortalar Kurumu’na kayıtlı iştirakçi sayısının artacağı belirtilmiştir.

Sosyal güvenliğin kitleye yaygınlaştırılması esas olduğundan plan dönemi sonuna kadar sosyal sigorta programlarıyla kapsanan nüfusun toplam nüfus oranının %50’yi aşacağı konusu da planın diğer bir hedefini oluşturmaktadır. Plan döneminde Sosyal Sigortalar Kurumu’nda finansman sorunun olabileceği, bunun için prim tahsilatının %80 seviyesinde kalmamasına dikkat edilmesi gerektiği bir diğer hedefi oluşturmaktadır.

Plan döneminde belirlenen bu genel hedeflere yönelik uygulanacak ilke ve politikalar da ayrıca maddelendirilmiştir. Bu ilke ve politikalar arasında ilk olarak sosyal güvenlik kuruluşlarının aktüeryal dengelerinin sağlanması için sosyal transfer harcamaları şeklindeki sosyal ödemeler ve erken emeklilik uygulaması gibi uygulamalara son verilerek bu yolla elde edilecek gelirlerin bütün kesimlere yaygınlaştırılmasının esas olduğu sayılmıştır. İkinci olarak sosyal sigorta kuruluşlarının hizmetlerinde nimet-külfet dengesini gözetmeleri ilkesi belirlenmiştir. Diğer yandan ilke ve politikalar kısmında erken emeklilik için özendirici koşulların ortadan kaldırılması ve emeklilik yaşının kadınlar için 50 erkekler için 55 olarak değiştirileceğine yönelik esaslar da yeralmıştır. III. planda erken emeklilik uygulamalarına son verilmesi ve “ihtiyarlık sigortasının” yeniden düzenlenmesine yönelik politikanın V. planda da aynı şekilde yenilenmesi dikkat çekicidir. Bunun anlamı, III. plandan V. plana gelene kadar yaklaşık 10 yıl süresince sosyal güvenlik sistemi açısından son derece önemli olan bu konuda herhangi bir ilerlemenin kaydedilmemiş olmasıdır. Sosyal sigorta kuruluşlarının bir takım yapısal sorunlarına karşı getirilen ilke ve politika esasları arasında bu kurumların organizasyon yapılarının yeniden ele alınacağı, prim tahsilatında otomasyona geçileceği, karşılıksız sosyal yardım ödemeleri yapılmayacağı, fonların kullanımında gerekli olan mevzuat düzenlemelerinin yapılacağı, prime esas tavanların kademelendirilerek yükseltileceği ve her sigortalının tercihine göre prim ödemesi sağlanacağı gibi noktalar sayılmıştır.

Beşinci planda sosyal hizmetler, yardımlar ve sosyal refah hizmetleri konularında yer verilecek ilke ve politikalar ayrı bir başlık altında ele alınmıştır.

Buna göre “sosyal hizmet ve yardımların sosyal ve ekonomik gelişme ile orantılı toplumun imkanları ve yapısıyla uyumlu olarak arttırılması” genel bir ilke olarak belirlenmiştir. Sosyal hizmetlerin Devletin denetimi ve gözetiminde halkın gönüllü katkısı da sağlanarak korunmaya, bakım ve yardıma muhtaç aile, çocuk, sakat, yaşlı ve diğer kişilerin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde düzenlenerek bir bütünlük içinde yürütüleceği bu plan döneminde ele alınan bir diğer ilkedir. Sosyal hizmet faaliyetlerinde çeşitli ihtiyaç gruplarının maddi, manevi ve sosyal güçlüklerinin giderilmesinin, sosyal sorunların önlenmesinin ve hayat standartlarının yükseltilmesinin ve çeşitli imkanların muhtaç olanlara yönlendirilmesinde rehberliğin esas alınacağı başka ilkeyi oluşturmuştur. Bu programların uygulanmasında önceliğin korunmaya muhtaç çocuk, muhtaç sakat ve muhtaç yaşlıda olacağı da belirtilmiştir.

Korunmaya muhtaç çocuklara yönelik olarak çocuk yuvalarının ve yetiştirme yurtlarının niteliklerinin yükseltilmesi ve sayılarının arttırılması ile Yetiştirme Yurtları Çocuk Esirgeme Kurumları’nda korunan çocuklardan çalışma yaşına gelerek bu kurumlardan ayrılmaları halinde işyerlerine alınmalarında sakatlar ve eski yükümlülerde olduğu gibi belli bir oranda istihdam zorunluluğunu getiren yasal düzenlemeler hususlarında gerekli olanların yapılması konusu da ele alınmıştır.

Bakıma muhtaç çocuklar için koruyucu aile programları ve evlat edindirmenin körler, sağırlar ve ortopedik özürlüler için özel eğitim kuruluşlarının muhtaç ve yaşlı kişiler için huzurevlerinin yeniden gözden geçirilmesi bir diğer maddeyi oluşturmuştur.

Bu alanda faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonun sağlanması ile vakıfların teşvik edilmesi de ele alınan bir başka ilkedir.

Sosyal yardım konusunda ise ilk olarak sosyal yardım kuruluşlarından en fazla yardımı sağlamak için enformasyon yönlendirme ve teşvik sistemlerinin devreye sokulacağı, malûllerin istihdamı için ilgili kuruluşlarla ortak çalışmaların yapılacağı ilkeleri sayılmıştır.

Sosyal hizmet ve yardımların sadece muhtaçlara götürülen faaliyetlerle sınırlı kalmalarını önlemek ve refah dağılımının bir aracı olarak kullanılabilmelerini sağlamak amacıyla mevzuat ve planlama çalışmalarının yapılacağı, kreş, gündüz bakımevi, huzurevi gibi sosyal tesislerin açılmasına özel sektörün teşvik edileceği hususları da yine bu dönem planında sosyal yardım alanında belirlenen ilkeler arasında yer almıştır (IV. Beş Yıllık Kalkınma Planı 1985-1989, DPT Yayın No: 1974, Ankara 1984).

1983 yılında “Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu’nun” yürürlüğe girmesiyle V. plan hedefleri arasında sosyal yardım ve hizmet uygulamalarında daha ayrıntılı hedefler belirlendiği görülmektedir. Sosyal güvenlik sisteminin primli ve primsiz olmak üzere iki ayrı rejimden meydana geldiği düşünülürse bu sistem içinde iki rejimin dengeli bir biçimde uygulamasının sistemin bütünlüğü ve sürekliliği açısından ne derece önemli olduğu rahatlıkla anlaşılabilir. Bu anlamda, primsiz rejimi oluşturan sosyal yardım hizmet uygulamaları için bu derece ayrıntılı düzenlemelerde bulunmak olumlu bir yaklaşımdır.

F. ALTINCI BEŞ YILLIK KALKINMA PLANI (1990-1994)

VI. Beş Yıllık Kalkınma Planı da bir önceki plan gibi liberal bir anlayış çerçevesinde oluşturulmuş bir plandır. Bu anlamda, VI. plan V. planın bir tekrarı niteliğini taşımıştır. VI. planda V. plana göre değişen sadece sayısal hedefler olmuştur. Nitekim V. plan döneminde, dönem sonuna kadar sosyal sigorta programlarıyla kapsanan nüfusun toplam nüfusun %50’sini aşacağı öngörülürken VI. planda bu oran %75’e çıkarılmıştır. Tarımda çalışanların sosyal sigorta kapsamına alınması uygulamasının bütün illere yaygınlaştırılması ise bu dönemin diğer bir hedefini oluşturmuştur. Aktif sigortalılar hususunda bu kesimin toplam istihdam edilen nüfusa oranının %69.3’e çıkarılması ve bu kesime bağımlı olanların oranının 2.5’e indirilmesi gibi hedefler belirlenmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: III. plan dönemi perspektif planında 1995 yılı için öngörülen hedef sosyal güvenlik alanında tüm çalışan nüfusun kapsama alınması idi. (Bkz. s. 9) VI. plan dönemine gelindiğinde bu dönem için öngörülen hedefin ise sadece %70’ler dolayında kaldığı görülmektedir. Bu durum III. plan dönemindeki bu uzun dönemli öngörünün gerçekleştirilemediğini göstermektedir. Sigorta prim tahsilatının arttırılacağı ve kurumlardaki işlemlerin otomasyonla sağlanacağı da bu dönemde belirlenen başka hedefler olmuştur.

Bu hedefler doğrultusunda uygulanacak ilke ve politikalar arasında ise ilk olarak sosyal güvenliğin toplumun her kesimine yaygınlaştırılması amacıyla tarım kesiminde sürdürülen çalışmaların tamamlanarak sigortasız işçi çalıştırmayı engelleyici tedbirlerin alınacağı sayılmıştır. Burada da tarım kesimi için çıkarılan yasalara rağmen bu kesimin henüz tam olarak kapsama alınamadığı anlamı ortaya çıkmaktadır. Sigorta kuruluşlarınca uygulanan değişik norm ve standartlarda bütünlük sağlamak üzere çalışmaların tamamlanacağı, sigorta hizmetlerinin nimet-külfet dengesi içinde sağlanacağı, karşılığı ödenmemiş sigorta hizmetlerinin verilmesinden kaçınılacağı ve Devletin finansmana katılım imkanlarının araştırılacağı gibi noktalar da ilkeler başlığı altında yer almıştır. Finansman konusunda birtakım idari düzenlemelere gidilmesi, sosyal transfer ödemelerinin aile yardımı sosyal sigorta programı esasları çerçevesinde düzenlenmesi ve ayrıca işsizlik sigortası programının hazırlıklarına başlanması gibi bir takım ilkeler bu dönemin sosyal sigorta uygulamaları konusundaki düzenlemelerini oluşturmuştur.

VI. plan döneminin sosyal sigorta uygulamaları ile ilgili hedeflerine genel olarak bakıldığında ilk plan dönemlerinden beri tekrarlanan hedeflerin bu plan döneminde de yinelendiğini görmek mümkündür. Burada dikkati çeken noktalar I. plan döneminden beri kurulması öngörülmesine rağmen hâlâ kurulmamış olan işsizlik sigortasından “işsizlik sigortası programının hazırlıklarına” başlanacaktır şeklinde bahsedilerek bu konuda henüz bir hazırlığın dahi yapılmadığının ortaya çıkarılmasıdır. Diğer yandan ilk olarak IV. Plan döneminde öngörülen devletin finansmana katılması konusunun yine aynı ifadelerle VI. planda da yer alması bu konuda herhangi bir atılımın yapılmadığına işaret etmektedir.

VI. planda da V. planda olduğu gibi sosyal hizmet ve yardım konuları ayrı bir başlık altında ele alınmıştır. Bu konudaki ilke ve politikalar arasında ilk olarak sosyal hizmet ve yardımların sosyo-ekonomik ve toplumun yapısıyla uyumlu arttırılmasının esas olduğu belirtilmiştir. Sosyal hizmet ve yardım programlarında koruyucu ve önleyici uygulamalara öncelik verileceği ve kaynakların kullanımında rasyonelliğe özen gösterileceği bir başka ilkeyi oluşturmuştur.

Sosyal hizmet ve yardımların ulaştırılmasında aile biriminin esas alınacağı, korunmaya muhtaç çocuk, sakat ve yaşlılarla ilgili düzenlemelerin yapılarak hizmetlerde bu kesimlere öncelik tanınacağı gibi ilkeler de beşinci planda olduğu gibi bu planda da tekrarlanmıştır. Kurum bakımı yerine aile içinde bakımın esas alınması, kreş, bakımevi, çocuk yuvaları, huzurevleri gibi sosyal tesislerin yapımında vakıf ve özel kesimin teşvik edilmesi bu dönemin diğer ilkelerini oluşturmuştur (VI. Beş Yıllık Kalkınma Planı 1990-1994, DPT Yayın No: 2174, Ankara 1989).

Görüldüğü gibi VI. planın sosyal yardım ve hizmet uygulamalarına ilişkin düzenlemelerinin V. plandan hiçbir farkı yoktur. V. plandaki hedefler bu planda da aynı şekilde tekrarlanmıştır.

G. YEDİNCİ BEŞ YILLIK KALKINMA PLANI (1996-2000)

Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda sosyal güvenlikle ilgili düzenlemelere sosyal güvenlik sisteminin içinde bulunduğu durum gözönüne alınarak sosyal güvenlik reformu başlığı altında yer verilmiştir. Yine ilk olarak içinde bulunulan durum değerlendirilmiş, bu değerlendirmede sosyal güvenlik alanında yapılması gerekli olan reformu ortaya çıkaran sebepler gösterilmeye çalışılmıştır. Yapılan değerlendirmede ilk olarak aktif ile pasif sigortalılar arasındaki dengenin bozulduğu, oranın uluslararası minimum düzeyin altına indiğinden bahsedilmiş bunun nedeni ise erken emeklilik ve faal nüfusun yeterince kapsanamamış olması şeklinde belirtilmiştir.

Kapsamdaki sigortalı nüfus oranının 1989’da %71.2 iken , 1993’de %78.2’ye yükseldiği, aktif sigortalıların toplam nüfusa oranının ise ancak % 15.6’ya ulaştığı geçmiş plan dönemine ilişkin değerlendirmede yer alan bir başka konu olmuştur. Prim tahsilatı oranlarını yetersiz kaldığı ve prim oranları ile emeklilik aylığı ilişkisini kurulamadığı konusu değerlendirmede bir başka konuyu oluşturmuştur.

Değerlendirmede en ilgi çekici nokta 1992 yılında emeklilikte yaş sınırının kaldırılarak hizmet süresinin esas alınmasıyla kadınlarda 20 erkeklerde 25 yılını tamamlayanların istekleri halinde emekli olmalarına imkan tanınmasıyla sistemin sürdürülebilirliğinin ortadan kalktığının belirtilmesidir.

Prim karşılığı alınmadan yapılan ödemelerin ve sigortacılıkla bağdaşmayan yükümlülüklerin kurumların mali yapılarını bozduğu bunun sonucu olarak da sigorta dallarından sağlanan yardımların, özellikle emekli aylıklarının düşük seviyede kaldığı değerlendirmesi de yapılmıştır.

Sosyal güvenlik kurumlarının organizasyon yapılarının iyileştirilemediği ve kurumların ülke çapında dağınık bir yapı arz ettiği, uygulanan sigorta programlarının üyelere göre büyük farklılıklar içerdiği, sağlık hizmetlerinin sosyal güvenlik kurumlarınca gerçekleştirildiği gibi önemli konular yanında sosyal yardım ve hizmetler konusunda da dağınıklık ve yetersizliğin devam ettiği görüşlerine yine VII. Planın önceki dönemlere ait değerlendirmesine yer verilmiştir.

Yapılan bu değerlendirmede sonuç olarak söylenebilecek birkaç nokta vardır. Bunlardan ilki; planlı dönemin başından beri ulaşılmaya çalışılan sosyal güvenliğin toplumun tümüne yaygınlaştırılması hedefine henüz ulaşılamamış olunmasıdır. Bundan başka, ülkemiz sosyal güvenlik sistemi için çok acil nitelik taşıyan kurumların organizasyon yapılarının yeniden ele alınması konusunda da hâlâ herhangi bir düzenlemeye gidilmemiş olması bu değerlendirmede ortaya çıkan bir başka önemli noktadır.

Bu genel değerlendirmeler ışığında VII. Plan dönemi için amaç, ilke ve politikalar belirlenmiştir. Bu kısımda ilk olarak birinci plan döneminden bu yana tekrarlanan sosyal güvenlik sisteminin nüfusun tümüne yaygınlaştırılmasının sağlanması ve bu doğrultuda VII. Plan dönemi sonuna kadar nüfusun %92.6sının kapsanması hedeflenmiştir. Sosyal yardım ve hizmetlerin artırılmasıyla da nüfusun tamamının sosyal güvenliğe kavuşturulmuş olacağı belirtilmiştir.

Sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı altında toplanması bu plan döneminin temel hedefini oluşturmuştur. Tek çatı altında toplanması anlayışının norm ve standart birliğinin sağlanmasına da yaygınlaştırılması ve bu yapılanmada sosyal yardım ve hizmet kuruluşlarının yer almasının sağlanması bir diğer hedefi oluşturmuştur. Ayrıca bu yapılanmada temel esasları belirleyecek Sosyal Güvenlik Temel Yasasının çıkarılması da öngörülmüştür.

Kurumların teşkilat yapılarında idari ve mali özerklik sağlanması, kurumların birimlerinde on-line bilgisayar sistemine geçilmesi, Devletin sosyal devlet anlayışı içinde sosyal güvenlik sistemini desteklemeye devam etmesi, işsizlik sigortasının oluşturulması, aile yardımları sigorta programının belirlenmesi gibi birtakım hedefler de VII. Plan döneminde yer almıştır.

Diğer yandan geniş anlamda sosyal güvenlik anlayışı çerçevesinde yaşlı, özürlü gibi çeşitli ihtiyaç gruplarına yönelik hizmetlerin geliştirilmesi amacıyla sosyal yardım ve hizmetlerin düzenlenmesi ve idaresinden sorumlu bir Sosyal Yardım ve Hizmet Kurumu’nun oluşturulması, bunun yanında gönüllü kuruluş faaliyetleri desteklenerek özel sektörün de bu konuda teşvik edilmesi planın diğer hedeflerini oluşturmuştur (Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı 1996-2000).

VII. planın ilke ve politikalarında ilgi çeken bir nokta kurumların tek çatı altında toplanması hedefine yönelik olarak “Sosyal Güvenlik Temel Yasası’nın” çıkarılmasının öngörülmesidir. Böyle bir yasanın çıkarılmasından ilk olarak bu planda bahsedilmektedir. Diğer yandan yine ilk plan döneminden bu yana sözedilen işsizlik sigortasının oluşturulması konusu nihayet 25 Ağustos 1999 tarihli 4447 sayılı yasa ile hayata geçirilerek VII. plan döneminde gerçekleştirilen bir hedef olmuştur. Ancak yasada işsizlik sigortasına ilişkin hükümlerin yürürlük süresi 1 Haziran 2000 olarak belirlenmiştir. Çıkarılan bu yeni yasa ile planlı dönemde üzerinde sıklıkla durulan emeklilik yaşıyla da ilgili bir takım düzenlemelere gidilmiştir. En son 1992'de yapılan değişiklikle emeklilikte yaş kaydının aranmaması sonucu kadın sigortalının 38 erkek sigortalının 43 yaşında emekliye ayrılma olanağı, yeni yasayla kadın sigortalıda 58 erkek sigortalıda ise 60 yaşına yükseltilmiştir.

4447 sayılı yasa ile getirilen bir başka yenilik ise; yaş, emekli aylıklarının hesaplanması, sosyal güvenlik destek primi, sağlık yardımlarından yararlanma primlerinin tahsilinde gecikme zammı gibi gibi konularda farklı sosyal güvenlik kurumları arasında sınırlı da olsa bir standartlaştırma sağlayıcı düzenlemelerin yapılmasıdır (Tuncay, s.31). Böylelikle, II. plan döneminden beri yer yer bahsedilen çeşitli sosyal güvenlik kurumları arasında norm birliğinin sağlanması yönünde bir gelişim sağlanmış olmaktadır.

Sonuç olarak; planlı döneme başladığımız 1963 yılından bu yana sosyal güvenlik sistemimizin sorunlarıyla ilgili birtakım adımlar atılmış olmakla birlikte VII. Planın hem geçmiş dönemlere ait değerlendirmesinden hem içerdiği ilke ve politikalardan hem de sosyal güvenlik konusunun planda “reform” başlığı altında ele alınmasından da anlaşılabileceği gibi atılacak daha çok önemli adımlar vardır. Bu adımlar da ancak bilinçli ve kararlı politikalar ile başarılabilirler.

SONUÇ

Türkiye, 60’lı yıllardan itibaren ekonomik ve sosyal yönden gelişmeyi ve kalkınmayı bir bütün olarak kabul etmiş ve bunu sağlamak için planlı kalkınma yolunu seçmiştir. Bunu hazırlanan 5’er yıllık kalkınma planları ile gerçekleştirmeye çalışmıştır. Kalkınma planlarının hazırlanması görevi Devlet Planlama Teşkilatı tarafından yerine getirilmiştir. Bu kurumun bir devlet kurumu olması sonucu olarak hazırlanan planlar da değişen hükümetlerle birlikte değişik içeriklere sahip olmuşlardır. Diğer bir anlatımla, kalkınma planlarında tüm planlara hakim olacak temel bir anlayış sağlanamamıştır. Böyle bir eksiklik planlarda ele alınan çeşitli sorun alanlarında kesin çözümler getirilmesini engellemiştir.

Sosyal güvenliğin tüm topluma yaygınlaştırılamaması bir sosyal sorun olarak kabul edilip, kalkınma planlarında bu konuyla ilgili çeşitli ilkeler öngörülmüştür. Planlı dönemde sosyal güvenlik alanında önemli aşamalar kaydedilmiştir. Bunlar arasında, 1965’de 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası’nın çıkarılması, 1971'de BAĞ-KUR’un kurulması, 1984’de Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Yasası’nın çıkarılması sayılabilir. Planlı döneme ilişkin olarak, öngörülen başlıca hedeflerin nasıl bir seyir izlediği aşağıdaki Tablo 1'de de görülmektedir.

Bunun yanında, sosyal güvenlik sisteminde halen varolan büyük sorunların kalkınma planlarının çoğunda öngörülüp fakat planlı dönem içinde yerine getirilmeyen birçok ilkeden kaynaklandığı görülmektedir. Sosyal güvenlik alanındaki bu sorunların giderilmesi yolundaki en önemli araç, planlı kalkınmayı seçen ülkemiz için kalkınma planlarıdır. Kalkınma planlarında öngörülen ilkelerin bir an önce uygulamaya geçirilmesi ve bundan da önemlisi kalkınma planlarında hakim olabilecek değişmez bir anlayışın oturtulması sorunların çözümünde atılacak çok önemli adımlardır.

Tablo 1. Planlı Dönemde Öngörülen Başlıca Hedeflerin İzlediği Seyir

Beş Yıllık Kalkınma Planları

ÖNGÖRÜLEN BAŞLICA HEDEFLER

İşsizlik Sigortası

Aile Yardımları

Tarım Kesiminde Sosyal Güvenlik

Kurumların Tek-Çatı Altında Birleştirilmesi

Bağ-Kur'un Kurulması

I.Beş Yıllık Kalkınma Planı

Değinilmiş

Değinilmemiş

Değinilmiş

Değinilmiş

Değinilmiş

II.Beş Yıllık Kalkınma Planı

Değinilmiş

Değinilmiş

Değinilmiş

Değinilmiş

Gerçekleşti

III.Beş Yıllık Kalkınma Planı

Değinilmiş

Değinilmemiş

Değinilmiş

Değinilmiş

-

IV.Beş Yıllık Kalkınma Planı

Değinilmemiş

Değinilmemiş

Gerçekleşti

Değinilmiş

-

V.Beş Yıllık Kalkınma Planı

Değinilmemiş

Değinilmemiş

-

Değinilmemiş

-

VI.Beş Yıllık Kalkınma Planı

Değinilmiş

Değinilmiş

-

Değinilmemiş

-

VII.Beş Yıllık Kalkınma Planı

Gerçekleşti

Değinilmiş

-

Değinilmiş

-

SONUÇ

Gerçekleşti

Gerçekleşmedi

Gerçekleşti

Gerçekleşmedi

Gerçekleşti

 

 

KAYNAKLAR

AnaSayfa                İçindekiler               Dergi